ali kemal: yalnızlık üzre

15 Aralık 2013 Pazar

yalnızlık üzre

meşrulaştırdık yalnızlıklarımızı. aradığımız numara artık kullanım dışı. mekanik sesler sanal jargonlar. ağız dolusu gülmek yerine bir iki simge, üç beş sembol. iletişim olanaklarımız arttıkça uzaklaşıyor muyuz aslında birbirimizden? birimiz burada yazıyor, beride okuyor biri. oysa benim ne içinde olduğum haleti ruhiye, ne yüzümdeki ifade, ne gözlerimdeki ışık. oysa dinlerken o, gözlerinin içinde olmayı isterdim. en zoru bu çünkü. uzaktan, iletişim hatlarından bir halin anlatılabilmesi. ifade edemiyorum kendimi. hep yalnız, hep yaban.


benim en acıyan yanım belki o bir an ile okuyup geçtiğin cümle. belki ben o cümleyi yazana kadar düştüm, örselendim, parçaladım dizlerini içimdeki çocuğun, bilmiyorsun. sosyal ağlardaki arkadaşlık sayılarımız, kimlerin paylaştıklarımızı beğendiği, kimin bizi pohpohladığı kadarız, sanal jargonumuz, meşru yalnızlıklarımız içerisinde.

kendimi ifade edemiyorum sanal yalnızlıklar içerisinde. bir sürü tuş, bir sürü kelime ama içinde insan yok gibi gelmekte. evet şiirler var bunu anlatacak, bir sürü devrik cümle, bir sürü ifade ama yetmiyor hiç biri. yalnızlıklarımıza bahaneler yaratıyoruz, biliyorum. modern çağ hastalığı, yalnızken rahat olmak vs. vs. ama temel sorun insanın içindeki yalnızlık değil mi? en kalabalık yerde de yalnız değil mi zaten insan? neden kaçar peki yine de buna rağmen?

içimizdeki çocuğun bir gün kırıldı kalbi. yalnızlığımıza saklarız sarmak için yaralarını. saklar bir daha gün yüzüne çıkarmayız. insanlar içinde bir yalnız adem, her an biraz daha saklarız kendimizi derine. sonra başlar kelimelerle yalnızlığımız. iletişim artar, çoğalır yalnızlığımız. diyorum ya, insan çevresindekiler kadar kurtulamıyor yalnızlığından. biri farketmeli o sarıp sarmalayıp kendi ışığına sakladığın çocuğu, biri anlamalı o kırk kilit altında sakladığın acıyı.

yalnızlık şakaya gelmez. biraz rus ruleti oynamak gibi. her gün değilse bile bir gün mutlak bir ihtimal gecenin birinde aklınızın orta yerine takılacak o acının özü. gecenin hıncı, dile getirmekten kaçtığınız ne varsa. acıyacak her yan. hissizliğinizi silkeleyip atacak üstünüzden. ağulanmış iki damla yaş. belki biraz hıçkırık. sizi başka bir zamana, bir başka mekana götürecek. belki kendinizi en son yalnız hissettiğiniz o yere. bir yeriniz hep vardır aslında orada olan ve her uğrayışınızda canınızı yakan. evet, canınızı yakan. çünkü her uğrayışınızda şimdi sizi anlamayan, anlayamayan insanlarla çevreli kalabalık sıkacak canınızı. biri sadece bakıp gözlerinize anlasın isteyeceksiniz yeraltı nehirleri gibi gizli saklı akan o sıkıntıyı. aklınızdan dilinize yol bulamayan o kelimeleri okusun isteyeceksiniz.

yalnızlık kalabalığın içinde geçmez. tükenmez orada. ne asolyallikten kurtuluşunuz, ne çok sosyal oluşunuz yalnızlık için bir set değildir. içinizdeki o dizleri parçalanmış çocuk aklınıza düştükçe farkedersiniz bunu.

Hiç yorum yok :