dünyanın en yalnız çocuğudur bazen. kendi sesinden ürkecek kadar sessiz. içindeki kaosun failinin bir kelebek olduğunu da bilir mesela. için için yanar çoğunlukla, dost sohbetine meze edilen bir gece, yangında ilk kurtarılacaklar listesinden bir çekmece eksiltir. çok denemiştir alkolün içinde boğulmayı, becerememiştir. beceriksizdir bu yüzden, kendini dünyanın en beceriksiz insanı ilan etmiştir. birde yanlış anlar, yanlış anlaşılır sürekli, bunu da söyler gocunmadan, yanlış anlamaların ustasıyım diyerek. ruhunda çok şeyin izini taşır, taşıdığı şeylerin ağırlığından sürekli yalnızlaşır. şiiri de edebiyatı da sever bir ayda nazım külliyatını, yaşar kemalin tüm eserlerini okuduğu gibi bir rivayet vardır. buna rağmen son bir yıldır kitaplardan da kaçar olmuştur. arada sırada çok sevdiği kağıt ile kalemi seviştirme işine dönmeyi ister beceremez. hep eksik bir şey, hep kanayan bir yara, hep iğfal edilmiş gece yarıları.
hayat ne zaman biraz zorlasa kaçar gider ruhu uzaklara. bakışları donuk, suskunluğu çok büyük.her şey olurda adam olamaz bir türlü.
ruhunu terbiye etmek zor olandır ve bu beden zaten görmüştür göreceği kadarını. acıların baş taşı bir yaşam. hayal kırıklarının resmi. bakmayın yüz mumluk bir gülüşle dolaştığına. imlasını kendi bildiği bir ölüdür bedeni.
3 Ocak 2014 Cuma
2 Ocak 2014 Perşembe
sen
yokluğun ertesi. sevgi sözlerinin tekmil nefesi. neyzenin hiç'e üflediği ses. varoluştan bir öncesi.
el kadar aynadan kendime bakınca gördüğüm yüz.
el kadar aynadan kendime bakınca gördüğüm yüz.
uykusuz
Tarifi olmayan bir sıkıntı içimde. Uykulardan uyanamıyorum, kaçamıyor, ne yapacağımı bilemeden kalıyorum uykunun içinde. Uyanamamak, karanlığın içinde kala kalmak ne zormuş? Şu saatte kendimi zor tutuyorum arayıp gecenin bir yarısı "Canını sıkan bir şey mi var?" diye sormamak için. uyumaktan korkar mı insan? Korkuyor işte. Baya bay korkuyor hemde. Canını çok sıkan şeyleri yaşadığını biliyorum ama bu başka, bu bambaşka. Sanki kendi içimde kayboluyorum ama nedense senle ilgili birşey olduğunu da biliyorum. nereden biliyorum onu bile bilmiyorum.
Sabah olsa, sabah olmalı. saat daha 4 bile olamadı. Saçma bir huzursuzluk her telimde. Bir sigara daha yaklaşsa sabah, biraz daha duman dağılsa geceye. Bitmeli bu gece, bitecek. bitsin artık. içimdeki bu sıkıntı geçmeyecek başka türlü biliyorum. İlla telefonda bir duyacağım sesini.
1 Ocak 2014 Çarşamba
bozuk saat
çay soğuk, rakı sıcak,
bir terslik var bu işte.
telefon defteri kabarmış,
aranılan kimse kalmamış!
bu işte bir terslik var.
ben hayatım kalabalık dedikçe
daha bozkır bir yalnızlık,
dilim dilim kanatmakta tenimi.
sen bari susma artık!
bırak, aramızdaki uzaklık dursun öylece,
iki rayın birleştiğini görelim biz perspektifinden,
onlar son istasyonda istediği gibi davransın.
iki yalan bir doğruyu götürmesin hayattan.
hem, o yalancı benim hayatım!
hayat hikayemizde öyle biraz,
iki yalan bir doğruya evrilmekte yavaşça.
geç-te sen gelme yinede.
bu durak ömrümün özeti,
belkide, belirsizliğe teğet geçmek,
herşeyi yaşayıp, yaşanmamış saymak.
saat 6.45.
doğruya şu kadar, yalana bu kadar
kavuşmak mı? bilmem!
onun saatini bozdular belli ki,
tıpkı beklediğimiz trenler işte.
bir terslik var bu işte.
telefon defteri kabarmış,
aranılan kimse kalmamış!
bu işte bir terslik var.
ben hayatım kalabalık dedikçe
daha bozkır bir yalnızlık,
dilim dilim kanatmakta tenimi.
sen bari susma artık!
bırak, aramızdaki uzaklık dursun öylece,
iki rayın birleştiğini görelim biz perspektifinden,
onlar son istasyonda istediği gibi davransın.
iki yalan bir doğruyu götürmesin hayattan.
hem, o yalancı benim hayatım!
hayat hikayemizde öyle biraz,
iki yalan bir doğruya evrilmekte yavaşça.
geç-te sen gelme yinede.
bu durak ömrümün özeti,
belkide, belirsizliğe teğet geçmek,
herşeyi yaşayıp, yaşanmamış saymak.
saat 6.45.
doğruya şu kadar, yalana bu kadar
kavuşmak mı? bilmem!
onun saatini bozdular belli ki,
tıpkı beklediğimiz trenler işte.
bir cümle ile
"bize çok acıyorlar burada"*
derdimize tasamıza ortak olduklarından da değil
aslına uygun olmayan bir acı yaşadıklarından
kağıt mendillerini kirli, buruşuk
sakladınlarından ceplerinde
bize olmadığı kadar acıyorlar
aslının vicdanına lakyıt bir önerme
seslenince su, dinleyince hava
açlığımın sessizliğine düşen çiğ damlası
mavi bir çiçek, adı neydi unuttum
taç yapraklarında gözüm çırpınmakta
bize burada olduğundan çok acıyorlar
tiskinç bir pislik gibiyiz
kaldırım kenarına düşmüş
toplanmayı unutulmuş çöpler gibiyiz
gözlerinde aynı acıma hissi
aynı tiksinç inat
burada ne de çok acıyorlar bize
bize diyorum, adlarını yok sayanlar
bize çok acıyorlar
ufalanan bir taşın kurdu gibi
çürüyen bir çiçeğin kokusu gibi
hayal de, görme
mahyalara çekilmiş bir
aydınlık kadar gerçek
bize burada ne de çok acıyorlar
*haydar ergülen şiirine bir öykünmedir elbette.
derdimize tasamıza ortak olduklarından da değil
aslına uygun olmayan bir acı yaşadıklarından
kağıt mendillerini kirli, buruşuk
sakladınlarından ceplerinde
bize olmadığı kadar acıyorlar
aslının vicdanına lakyıt bir önerme
seslenince su, dinleyince hava
açlığımın sessizliğine düşen çiğ damlası
mavi bir çiçek, adı neydi unuttum
taç yapraklarında gözüm çırpınmakta
bize burada olduğundan çok acıyorlar
tiskinç bir pislik gibiyiz
kaldırım kenarına düşmüş
toplanmayı unutulmuş çöpler gibiyiz
gözlerinde aynı acıma hissi
aynı tiksinç inat
burada ne de çok acıyorlar bize
bize diyorum, adlarını yok sayanlar
bize çok acıyorlar
ufalanan bir taşın kurdu gibi
çürüyen bir çiçeğin kokusu gibi
hayal de, görme
mahyalara çekilmiş bir
aydınlık kadar gerçek
bize burada ne de çok acıyorlar
*haydar ergülen şiirine bir öykünmedir elbette.
koşar adım
koşuyorum kırık kiremitli bir kent göğünde
kapılar kilit, yollar çıkmaza vurduğundan beri
iliklerime kadar işlemiş bu lanet şehir
önüm ardım mavi, ayaklarım kırık kanatlarım gibi
düşmüştüm ben bir de böyle
devriyeler kuşatmışken bir meydandaki heykeli
ben pislemiştim üstüne rönesans gibi bir şeyin
bulutlar pek keyifliydi o gün
sahi biz senle hep bu kadar sevişmezdik
kapılar kilitlenirdi, perdeler örtük
senin kadınlığın herkesden dişi
nasıl bir diş geçirmeler bunlar bilmedim yine de
altımızda kent, üstümüzde çiğ
hangi kumsalda açtık gözlerimizi
izmaritleri çiğneyelim sus
geceden eser kalmasın küllüğümüzde
küllerimi doldurdum ceplerime
koştum çatılar üstünden, kent ayak izlerim
savurdum durdum göğüne
bir teyze seslendi aşağıdan
-gözün körolmasın, daha yeni sermiştim çamaşırları-
kapılar kilit, yollar çıkmaza vurduğundan beri
iliklerime kadar işlemiş bu lanet şehir
önüm ardım mavi, ayaklarım kırık kanatlarım gibi
düşmüştüm ben bir de böyle
devriyeler kuşatmışken bir meydandaki heykeli
ben pislemiştim üstüne rönesans gibi bir şeyin
bulutlar pek keyifliydi o gün
sahi biz senle hep bu kadar sevişmezdik
kapılar kilitlenirdi, perdeler örtük
senin kadınlığın herkesden dişi
nasıl bir diş geçirmeler bunlar bilmedim yine de
altımızda kent, üstümüzde çiğ
hangi kumsalda açtık gözlerimizi
izmaritleri çiğneyelim sus
geceden eser kalmasın küllüğümüzde
küllerimi doldurdum ceplerime
koştum çatılar üstünden, kent ayak izlerim
savurdum durdum göğüne
bir teyze seslendi aşağıdan
-gözün körolmasın, daha yeni sermiştim çamaşırları-
çocukluk
içime kirini temize çeken bir su
bir gök, grisine kurban adanan
bir misafir, bir ömürlük
içimde bir sen kazınmış
tahta saplı, kısa bir çakıyla
bu bizim ağacımız olsun mu? sorusunun cevabı
yüreğim değildi senden öteye giden.
bir adım daha unutamamaya
yaşın kaç olursa olsun
annenin koynuna sokup burnunu ağlamaya
rüzgar savursa deli ruhumu
şu kırık dizeleri
ömrümde sana dair bir iki sayfa
değildiki temize çekilen bir veresiye defteri
çok sayfalı, az acılı, bol dramlı
melodram sahneleri bol
bir tiyatro sahnesinde rakı içmekteyim
dudaklarına pay bırakıp ömrüme
rakıma zehir zıkkım su bulanmakta
bir gök, grisine kurban adanan
bir misafir, bir ömürlük
içimde bir sen kazınmış
tahta saplı, kısa bir çakıyla
bu bizim ağacımız olsun mu? sorusunun cevabı
yüreğim değildi senden öteye giden.
bir adım daha unutamamaya
yaşın kaç olursa olsun
annenin koynuna sokup burnunu ağlamaya
rüzgar savursa deli ruhumu
şu kırık dizeleri
ömrümde sana dair bir iki sayfa
değildiki temize çekilen bir veresiye defteri
çok sayfalı, az acılı, bol dramlı
melodram sahneleri bol
bir tiyatro sahnesinde rakı içmekteyim
dudaklarına pay bırakıp ömrüme
rakıma zehir zıkkım su bulanmakta
misafir
içime kirini temize çeken bir su
bir gök, grisine kurban adanan
bir misafir, ömürlük
içimde bir sen kazınmış
tahta saplı, kısa bir çakıyla
bu bizim ağacımız olsun mu? sorusunun cevabı
yüreğim değildi senden öteye giden.
bir adım daha unutamamaya
yaşın kaç olursa olsun
annenin koynuna sokup burnunu ağlamaya
rüzgar savursa deli ruhumu
şu kırık dizeleri
ömrümde sana dair bir iki sayfa
değildi ki temize çekilen bir veresiye defteri
çok sayfalı, az acılı, bol dramlı
melodram sahneleri bol
bir tiyatro sahnesinde rakı içmekteyim
dudaklarına pay bırakıp ömrüme
rakıma zehir zıkkım su bulanmakta
bir gök, grisine kurban adanan
bir misafir, ömürlük
içimde bir sen kazınmış
tahta saplı, kısa bir çakıyla
bu bizim ağacımız olsun mu? sorusunun cevabı
yüreğim değildi senden öteye giden.
bir adım daha unutamamaya
yaşın kaç olursa olsun
annenin koynuna sokup burnunu ağlamaya
rüzgar savursa deli ruhumu
şu kırık dizeleri
ömrümde sana dair bir iki sayfa
değildi ki temize çekilen bir veresiye defteri
çok sayfalı, az acılı, bol dramlı
melodram sahneleri bol
bir tiyatro sahnesinde rakı içmekteyim
dudaklarına pay bırakıp ömrüme
rakıma zehir zıkkım su bulanmakta
yalnızlık
Sessizliğin sesini duyabileceğin yegane mekan. Yine de başka bir ses olsun istiyor insan.
Payı ile paydası hep eşittir. Bu yüzden ne azalabilir ne çoğalabilir yalnızlık. Kendi kendine konuşma yetisini kazandırır bir zaman sonra size; Biliyor musun bugün yine sensiz, sessiz geçti, hepsi bu. Cevap beklemek gibi bir amacınız, telaşınız, sorgunuz yoktur. Sigaranızı rüzgarla, bir kadeh rakınızı geceyle paylaşırsınız. Bir türkü söylersiniz efkarınız darmadağın, kendi sesinizden korkarsınız o kadar sessizlik içinde.
Yalnızlık hep 1 olmaktır, yalın bir kılıç gibi. Gecenin karasına vura vura, ruhunuzun en keskin yanı körelene kadar yaşama telaşındasınız. Sonra kılıç körelir, gece biter.
Payı ile paydası hep eşittir. Bu yüzden ne azalabilir ne çoğalabilir yalnızlık. Kendi kendine konuşma yetisini kazandırır bir zaman sonra size; Biliyor musun bugün yine sensiz, sessiz geçti, hepsi bu. Cevap beklemek gibi bir amacınız, telaşınız, sorgunuz yoktur. Sigaranızı rüzgarla, bir kadeh rakınızı geceyle paylaşırsınız. Bir türkü söylersiniz efkarınız darmadağın, kendi sesinizden korkarsınız o kadar sessizlik içinde.
Yalnızlık hep 1 olmaktır, yalın bir kılıç gibi. Gecenin karasına vura vura, ruhunuzun en keskin yanı körelene kadar yaşama telaşındasınız. Sonra kılıç körelir, gece biter.
Sıkıntı
Bugün canım yanmaya tahammüden meyilli. İyi uyanmadım sanırım bugün güneşyüzüne. Adıma iliştirilmiş bir acı var, belli bu. İhtar edin biriniz beni. Susturun yada. Yada ay gecenin yarılarına sevmemeyi öğretin. Unutturun aşk denen varlığın dizelerim üzerine çöktürdüğünü beni. Susturun, susturun ki dinsin acılar. Yoksa, daha çok kelime düşer bu yapraklarla. Bugün iyi uyanmadım sanırım. Acıya meyilli kalemim, diye notlar düşürtür size sonra, siz o sıkıntıyı sırtlar, yüreğinizi dövmeye devam eden demirciye yardıma gidersiniz.
- usta, çifte su ver, artık işlemesin acılar.
- usta, çifte su ver, artık işlemesin acılar.
bir acıya kiracı
Yaşadığım yada yaşamak sancısını çektiğim şeyin adı bu sanırım. İçimde yine parça tesirli yalnızlıklar parçalanmakta, üstelik kim tenime dokunsa hayatım un ufak dağılmakta. Biri söylesin bana, terkedilmiş hayatlar mıdır dünyayı çekilmez yapan, bir acıya kiracı yaşamak mı?
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)
